ABD’nin İran Yaptırımları: Türkiye İçin Fırsatlar ve Riskler

 

Berat Ali Yavuz


 

 

 

 

 

 

 

 

 

Küresel ticareti yeniden dizayn etme motivasyonu ile başta Çin’e karşı olmak üzere, ticari ortaklarına gümrük tarifeleri ve kotaları üzerinden yaptırımlar getiren ve duvarları yükseltmekten geri durmayan Trump yönetimi, “güvenlik” gerekçesiyle radikal hamleler yapmaktan da geri durmayacağını ve Orta Doğu oyun alanından tamamıyla uzak durmaya niyetinin olmadığını net olarak göstermeye devam ediyor.

Siyasetin, güvenliğin ve toplumsal konuların ekonomi ile iç içe geçtiği ve her alanın birbiriyle entegre olduğu küresel ortamda, hegemonyasını devam ettirme amacına koşut olarak ekonomik gücü siyasi dizaynın açık bir aracı olarak kullanan ABD yönetimi, siyasi ve askeri hamlelerle de hegemonyasına tehdit gördüğü aktörleri “yola getirme” amacına ulaşmaya kararlı gözüküyor. Bu anlamda Suriye krizinde etkisini arttırmaya çalışırken, Trump yönetiminin ani başka bir hamlesi İran konusunu doğrudan tekrar masaya getirdi.  Obama yönetimi ile Ruhani yönetimindeki arasında yapılan nükleer anlaşma ABD-İran ilişkilerini “ılımlı” bir seviyeye taşımış, ABD liderliğinde İran’a uygulanan ticari ambargoların önemli bir kısmının ortadan kalkması İran’ın küresel sisteme entegrasyonu için yolu açmıştı. Bu durum en çok İran pazarı ile iş yapmak isteyen ancak ABD’nin ambargosunu takip ettiği için İran ile iş yapamayan ülkelere ve o ülkelerin iş çevrelerine yaramıştı. Ancak Trump yönetimi bir sabah hiçbir müttefikine danışmandan Obama yönetimi döneminde yapılan anlaşmadan çıktığını ve İran’a ambargoların yeniden uygulanmaya başlanacağını açıkladı. İran ile çalışmakta olan şirketlere ve ülkelere de yaklaşık 6 aylık bir süre verdi. Bu süre içerisinde işlerini ayarlayarak İran ile olan ticari ilişkilerini sonlandırmalarını, İran pazarından çekilmelerini, kendi pazarlarını ise İran ürünlerine kapatmalarını isteyen Trump yönetimi, bu ambargoya uymayan firmaların bir daha ABD ile ya da ABD finansal sistemlerinde iş yapamayacaklarını kesin bir şekilde dile getirdi. Trump yönetiminin bu hamlesi, küresel sistemin revizyonist dizaynı amacı ve ABD hegemonyasının devamlılığı için kendine tehdit olarak gördüğü ya da belirlediği aktör ya da bloklaşmalara elindeki araçlarla en sert darbeyi vurma refleksi ile bağlantılıydı. Fakat ortadaki gerçek, ABD’nin İran’a uygulanan ticari ambargoyu en sert şekilde tekrardan devreye soktuğu ve ambargoya uymayanlara ABD kapısının ve sistemlerinin tamamen kapatılacağıdır. Öyle ki; ABD’nin terörizmin finansmanıyla mücadeleden sorumlu Hazine Bakanı Yardımcısı Marshall Billingslea başkanlığında ABD Dışişleri ve Hazine Bakanlıkları yetkililerinden oluşan bir heyet, Ankara’ya gelerek İran’a başlatılacak ambargo uygulaması için “takvim” istedi. Dahası, Billingslea, Türk şirketlere, işlerini ayarlaması ve İran ile ilişkilerini “sıfırlaması” için 180 günleri olduğunu, aksi takdirde bir daha ABD pazarında ve finansal sistemlerinde iş yapamayacaklarını anlamaları gerektiğini bildirdi. Bu noktada İran ile ticari ilişkilerin azaltılması ya da belli ürün ve sektörlere ambargo uygulanması değil, ilişkilerin tamamen sıfırlanması gündemde.

Obama döneminde, İran’ın sınır komşusu olan ve petrol ticaretinde/ithalatında %50’ye varan bir oranda İran ile ticari ilişki içerisinde olan Türkiye’ye uygulanan özel bir ambargo muafiyetinin bu dönemde de uygulanması gerekliliği, Ankara’nın bu konudaki öncelikli talebi olacaktır. Her ne kadar Billingslea, İran ambargosunun Türk ekonomisine yansıtacağı etkiler konusunda hassas olduklarını iletse de, Ankara, İran ile ticari ilişkilerin bir anda sıfırlanmasının mümkün olmadığını ancak azaltılabileceğini fakat İran ile ilişkilerin devam edeceğini bildirdi. Dahası bu ambargoda ABD’nin tek başına karar alıp geri kalan tüm devletleri buna uymaya zorlaması da ambargo kararına gösterilecek olası direncin ana noktalarından biri olacaktır. Ancak Türkiye’nin en fazla enerji ithalatı için bir muafiyet elde edebileceği, kalan diğer alan ve ilişkilere ABD hükümetinin sıcak bakmayacağı bilinmelidir.

Esasında yakıt ithalatının kısıtlanması konusunda iki senaryo önümüze çıkmaktadır. (1) Yakıt ithalatının azaltılması ancak tamamen sıfırlanmaması konusunda daha önceki ambargoda olduğu gibi kısıtlı bir muafiyet söz konusu olabilir ki Türkiye’nin konumu ve enerji tedariği ihtiyacı denklemi düşünüldüğünde bizce çok güçlü bir senaryodur. Bu durumda enerji tedariği Türkiye için daha maliyetli olsa da büyük bir sekteye uğramayacaktır. Diğer senaryo dehşet senaryosudur. (2) ABD’nin İran’dan yakıt tedariğini tamamen sıfırlanmasını talep etmesi ve başka ihtimal bırakmayarak Türk ekonomisine bu koşulu kabul ettirmesi ihtimali Türkiye’nin hem alternatif tedarikçi bulmasına ihtiyaç doğuracak, hem enerji kaynağı tedariğini büyük oranda ciddi bir sekteye uğratacak hem de Türk firmaları ve ekonomisi için çok ciddi maliyetler ve zararlar oluşturacaktır. Bu durumda alternatifler üzerine ve bu maliyetin nasıl sübvanse edilebileceğine yönelik ayrıntılı bir çalışma yapılması ihtiyacı hasıl olacaktır. Ancak bu noktada bizce bu dehşet senaryosunun gerçekleşme ihtimali çok düşüktür. Fakat sadece bu ihtimal bile halen uluslararası piyasalarda ve sistemde gücünü koruyan ABD ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve ılımlı bir diyalog zeminine taşınması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken iki nokta bulunmaktadır. Birincisi, ambargo kararı her ne kadar Trump’ın anlık bir kararı gibi gözükse de anlık ve kısa sürede geri adım atılacak bir karar değildir. Her bölgede ve özellikle ekonomik alanda hegemonik konumuna karşı meydan okumalarla karşı karşıya kalan ABD’nin, liderliğini devam ettirme refleksi, aldığı kararları halen uygulatabildiğini tüm dünyaya göstermesi ve bu hamlelerin daha büyük bir amaçla yönelik alt başlıklar olması ile doğrudan ilgilidir. Bu anlamda ambargo kararından kısa ve orta vadede geri dönülmeyecek dahası ambargo derinleşecek ve keskinleşecektir. İkincisi ise İran’a uygulanan yaptırımlara uymamanın maliyetinin şirketler ve ülkeler tarafından karşılanamayacak büyüklükte olduğu gerçeğidir. Halihazırda gergin olan Türkiye-ABD ilişkileri olası bir İran ambargosunun uygulanmaması noktasında Türk şirketleri için geri dönülemez bir kriz dönemi başlatacaktır. Bu bağlamda Türk şirketlerinin ambargoya rağmen İran ile ticari ilişkilerini sürdürmesi mümkün gözükmemektedir. Bu noktada ABD pazarının ve ABD’nin doğrudan etkileyebileceği, yönlendirebileceği pazarların, sadece İran ile iş yapabilmek için gözden çıkarılamayacak kadar büyük çıkarlar sağlaması ve küresel finansal-ticari sistemlerin halen ABD kontrolünde ve etkisi altında olması Türk şirketlerinin gözardı edemeyeceği bir gerçekliktir. Dış dünyadan örnek vermek gerekirse Rusya İran’ı siyasi olarak desteklese de Lukoil tüm yatırımlarına rağmen İran’dan çekilme kararı almıştır. Almanya’da Siemens, Fransa’da Total de ambargoya uyacağını açıklamış ve gerekli aksiyonları almaya başlamıştır. Devletiniz siyasi olarak İran’ı desteklese ya da ABD’nin karşısında dursa bile uluslararası finans sistemi göz önünde bulundurulduğunda şirketlerin koruması gereken daha büyük çıkarları vardır. Rahip Branson ve S400 füzeleri krizleri sonrası Ankara-Washington hattı gerginken, Türk şirketlerinin İran ambargosuna uymaması ihtimali dahi telafisi mümkün olmayan zararlarla karşı karşıya kalmalarına sebep olabilir.

Peki bu noktada, İran pazarından çekilmek durumunda olan ve İran ile ticari ilişkileri ya da İran’da yatırımları bulunan Türk şirketleri nasıl pozisyon almalıdır?

ABD ile yakın ilişki içerisinde olan Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler ambargonun uygulanması konusunda ABD’nin yanında konumlanacaklardır. Nitekim Japonya’dan olumlu cevap jet hızıyla gelmiştir. Güney Kore ve Hindistan’dan da olumlu cevap ve ambargoyaya uyulması kararı gecikmeyecektir. Bunu diğer ülkeler takip edecektir. Burada sorulması gereken soru, İran pazarının kapanması ile oluşacak ihracat açığı nasıl ve nereden kapanacak, şirketler bu zararlarını nasıl engelleyecek ve hatta nasıl daha karlı bir ihracat pozisyonu alacaklardır ? sorusu olmalıdır. İran’a yönelik ambargo sadece İran ürün satılamamasını değil aynı zamanda ambargo kararı alan ülkelere de İran şirketlerinin mal ve hizmet satamamasını kapsamaktadır.  Bu noktada İran’ın mal ve hizmet satamadığı ve İranlı şirketlerin boşaltacağı dış pazarlara ve sektörlere Türk şirketlerinin girmesi ve İran’ın çekilmesinden doğacak açığı Türk firmalarının ve yerli olarak kapasitesi bulunan, ihracata yönelen sektörlerin doldurması gerekmektedir. Ancak bu şekilde detaylı ve stratejik bir çalışma ve konumlanma ile yeni ve açık oluşan pazarlar için pozisyon alan ve akılcı girişimlerde bulunan Türk şirketler ve diğer aktörler, İran’a yönelik zorunlu tutulan ambargodan zarar etmeyecek ve hatta kar edebileceklerdir.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

KAPAT