Kaczyński vs. Tusk: Avrupa Konseyi Başkanlık Seçimlerine Alternatif Bir Bakış

Kaczyński vs. Tusk: Avrupa Konseyi Başkanlık Seçimlerine Alternatif Bir Bakış

Oğuzhan Altınkoz*


Dünya üzerindeki çoğu ülke için, uluslararası kuruluşlarda üst düzey görevlerde bulunan vatandaşlarının olması; hem uluslararası arenada bir saygınlık kaynağı olarak görülmekte hem de yine aynı arenada daha etkili olunması için bir fırsat ortaya çıkarmaktadır. Bir vatandaşın ne olursa olsun, kendi devletinin ve milletinin üstün çıkarlarını koruyacağı ve buna yönelik çalışacağı algısı bir ön kabul olarak zihinlerimizde yerleşmiş durumda. Öyle ki, küreselleşme tartışmalarının süregeldiği geçtiğimiz yıllarda bile, vatandaşlık kavramının küresel bir anlam kazandığından bahsetmemiz pek mümkün görünmüyor.

Hala bir ülkenin vatandaşının aidiyetini o ülkeye adaması gerektiği ve uluslararası arenada kendi ülkesindeki mevcut hükümeti eleştirmemesi gerektiği düşüncesi kırılabilmiş değil. Her ne kadar uluslararası kuruluşlarda görev yapan liderlerin tarafsız olması beklenilse de, tarafsızlığı gereği kendi ülkesindeki hükümeti eleştirmesi, vatan hainliği ile eş tutuluyor. Bu durumun en güncel örneği ise, günümüz Polonya’sında yaşanmakta. Polonya’da iktidarı elinde bulunduran muhafazakâr parti Hukuk ve Adalet Partisi (Prawo i Sprawiedliwość) ile Polonya’nın eski başbakanlarından, günümüzde Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Başkanı Donald Tusk arasında kamuoyunun gözü önünde yaşanan bir mücadele mevcut halde.

Polonya’nın eski başbakanlarından Tusk, şuan ki liberal söylemlere sahip ana muhalefet partisi Sivil Platform’un eski lideri ve aynı zamanda Polonya siyasetinde önemli bir figür. Hem siyasi ajandası hem de eski partisi dolayısıyla da mevcut muhafazakâr hükümetin doğal olarak cephe aldığı bir lider. Hakeza, mevcut hükümet ve onun de facto lideri Jarosław Kaczyński de muhafazakâr ve Avrupa Birliği karşıtı söylemlere sahip olduğundan; Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Başkanlığı’nı yürüten Donald Tusk’un karşı durduğu bir siyasi yapı. Bu iktidar mücadelesi dolayısıyla da, Tusk ve Hukuk ve Adalet Partisi arasında çözülmesi beklenmemesi gereken bir gerginlik mevcut.

Bu mücadelenin son olarak görüldüğü yer ise, 9 Mart tarihinde gerçekleşen Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Başkanlığı seçimlerinde tekrar su yüzüne çıktı. 1 Aralık 2014 tarihinden itibaren bu görevi sürdüren Tusk; Birlik karşıtı liderlerden yönelen eleştirilere rağmen, kutuplaştırıcı söylemlerden uzak durması sebebiyle lafzı geçen göreve tekrar seçilmesi için üzerinde uzlaşılan bir isim. Buna rağmen, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, devlet ve hükümet liderlerinin ortak kararı ile gerçekleşen görevlendirmede; Viktor Orban gibi Avrupa Birliği karşıtı söylemlerle öne çıkan liderlerden bile onay alan Tusk’a, sadece kendi ülkesi Polonya karşı çıkmış ve onun yerine Avrupa Parlamentosu üyesi Jacek Saryusz-Wolski ismi aday gösterilmiştir. Yapılan zirve sonucunda Polonya’nın itirazlarına karşın Almanya’nın ve Fransa’nın verdiği destek ile Tusk, tekrar göreve getirilmiştir.

Kaczyński, Tusk’un tekrar seçilmesine destek olmayacaklarını belirtirken, Tusk’un Avrupa ülkelerine yönelen sığınmacı akınını desteklediğini belirterek; böyle birinin Konsey’in başında kalmasının Polonya’nın çıkarlarına ters düşeceğini söylemiştir. İlk bakışta, iktidara gelirken göçmen karşıtlığından beslenen Kaczyński’nin ve Hukuk ve Adalet Partisi’nin, Tusk’un yeniden seçilmesine karşı çıkışının nedeni olarak, hükümetin göçmen karşıtı tutumu görülecektir. Bu bakış açısı içerisinde, Birlik üyesi bir devletin, politikalarından zarar gördüğünü düşündüğü bir liderin seçilmesine karşı çıkması, gayet doğal görülebilir.    Fakat Hukuk ve Adalet Partisi iktidarında yaşanan otoriterleşme eğilimi düşünüldüğünde, Tusk’un tekrar seçilmesine yönelen itirazın, bir dış politika meselesi değil, bir iç politik çatışmadan kaynaklandığı söylenebilir. Hukuk ve Adalet Partisi iktidara geldiğinden beri, ülkede bir dizi tartışma yaratan karara imza attı. Önce Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde yapılan değişiklik, daha sonra da Ulusal Televizyon’un hükümet kontrolü alınması gibi kararlar, ülkede yaşanan otoriterleşme eğiliminin bir göstergesi olarak, hem yurt içi muhalefetten hem de Avrupa Birliğinde tepki gördü. Son olarak geçen yılın eylül ayında, Hükümetin, Katolik Kilisesi’nin öğretileri doğrultusunda aldığı kürtaj yasaklarına karşı Polonya sathında hükümet karşıtı bir dizi protesto düzenlendi ve Hükümet tasarıyı geri çekmek zorunda kaldı. Yürütülen bu kutuplaştırıcı siyaset ve akabinde gerçekleştirilen hükümet karşıtı protestolar, hükümetin popülerliğini azaltma eğilimi yaratsa da, hükümetin seçim vaatleri arasında gösterdiği; Emeklilik yaşının 67’den tekrar kadınlar için 60’a erkekler için 65’e çekilmesi, düşük gelirli ailelere sahip olunan çocuk sayısı üzerinden maddi yardımın gerçekleştirilmesi ve genç nüfusa yönelik kira yardımları gibi sosyal politikaların hayata geçirilmesi, hükümetin popülerliğini kaybetme eğiliminin sınırlanmasında etkili olmakta.

Parçalanmış, etkili söylemler üretemeyen ve güçlü bir lider adayı olan muhalefet, ne iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nin, ne de hükümette resmi olarak bir görev almasa da, ülkeyi yöneten kişi olarak görülen Jarosław Kaczyński’nin alternatifi konumunda. 2020 yılında gerçekleşecek olan Devlet Başkanlığı seçimlerinde, iktidardaki muhafazakârların adayı karşısında, muhalefeti birleştirebilecek olan tek gerçekçi aday ise, şuan için Donald Tusk gibi görülüyor.   Bu sebeple de Hukuk ve Adalet Partisi iktidarının Tusk’un; Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Başkanlığı’na tekrar seçilmesine karşı çıkması anlam kazanıyor. Öyle ki, Tusk’un görev süresi 2019 yılı sonunda dolacak. Bu zamana kadar da Tusk’un, hem Polonya’yı uluslararası arenada temsil eden bir lider olarak prestijini koruması, hem de aktif bir lider olarak Polonya seçmeninin doğrudan gündeminde kalması muhtemel. Bunun önüne geçilebilmek için de Hükümet, bir taraftan Tusk’un Konsey Başkanlığı’na tekrar seçilmesine itiraz ederken, diğer taraftan da ülke içerisinde bazı siyasi soruşturmaları tekrar açarak, Tusk’un popülaritesini azaltma yoluna gitmekte. Devlet Eski Başkanı Lech Kaczyński’nin 2010 yılında Rusya’nın Smolensk şehrinde gerçekleşen bir uçak kazasında yaşamını yitirmesi hakkında daha önce kapatılan soruşturma dosyası tekrar açıldı. Soruşturma kapsamında da dönemin Başbakanı olarak Donald Tusk, kazada dönemin hükümetinin ihmalinin ortaya çıkarılması için 19 Nisan tarihinde sekiz saat boyunca ifade verdi. Bu konuda ilgi çekici olan bir detay ise, Tusk’un ifadeye çağırıldığı tarih olan 19 Nisan’ın aynı zamanda II. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Varşova Gettosu Ayaklanması’nın da anma tarihi olması ve milliyetçi duyguların yoğun olarak yaşandığı bir gün olarak bilinmesi.

Polonya’da hükümet, 2015 yılında göreve başlamasından itibaren yürüttüğü tartışmalı politikaları, ileriki dönemde değiştireceği hakkında herhangi bir göstergede bulunmamakta. Bu sebeple Polonya siyasetinde gerilimin ve kutuplaşmanın artması ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin gerginleşmesi sürpriz olmayacaktır. Önümüzdeki dönemde Polonya siyasetine yaşanabilecek olan kutuplaşma ihtimaline karşı, iktidarın Tusk gibi, daha önce başbakanlık görevinde bulunmuş ve seçim kazanarak rüştünü ispat etmiş bir lideri, kendi iktidarına bir alternatif ve bir tehdit olarak görmesi normal olarak kabul edilmelidir. Bu sebeple Tusk’un, Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Başkanlığı’na tekrar seçilmesine yönelik Polonya’daki iktidardan yönelen itiraz, dış politikada yaşanan bir olaydan çok, iç politikaya yönelik bir karar olarak ele alınmalıdır.


* Yıldız Teknik Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü

 

Donald Franciszek Tusk

2014 yılından bu yana Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi Başkanlığı’nı yürüten siyasi lider. 1957 yılında Polonya’nın kuzeyinde bulunan Gdańsk şehrinde doğmuş, yine aynı şehirde bulunan Gdańsk Üniversitesi’nde tarih eğitimi almıştır. Polonya’da bulunan Sosyalist rejim sonrasında liberal partilerden siyasete atılmıştır. 2001 yılında kurulan Avrupa Birliği yanlısı muhafazakâr-liberal Sivil Platform (Platforma Obywatelska) adlı siyasi partinin kurucuları arasındandır. 2005 yılındaki Devlet Başkanlığı seçimlerinde muhafazakâr Lech Kaczyński’ye kaybetmiştir. Yine aynı partiden 2007-2014 arasında iki dönem Başbakanlık yapmıştır. Her ne kadar muhafazakâr-liberal bir politik tutuma sahip olsa da, Tusk Polonya’nın politik yapısı içerisinde Avrupa Birliği yanlısı ve liberal kanadı temsil etmektedir.

Beata Szydło

2015 Polonya Parlamentosu (Sejm) seçimleri ile birlikte muhafazakâr Hukuk ve Adalet Partisi (Prawo i Sprawiedliwość) hükümetinde başbakanlık görevine gelen kadın siyasi lider.  1963 yılında Polonya’nın güneyindeki Oświęcim kentinde doğmuştur. Krakov’daki Jagiellonian Üniversitesi’nde etnografya eğitimi almıştır. 2005 yılında gerçekleşen parlamento seçimleriyle birlikte Hukuk ve Adalet Partisi’nden milletvekili seçilmiştir. 2015 yılında gerçekleşen Devlet Başkanlığı seçimlerinde muhafazakâr aday Andrzej Duda’nın seçim kampanyasında ismini duyurmuştur. Duda’nın seçimleri kazanmasıyla birlikte Szydło’nun ismi başbakanlık görevi için öne çıkmıştır. Szydło, Hukuk ve Adalet Partisinin Genel Başkanı olmamakla birlikte, başbakanlık görevini yürütmektedir. Bu sebeple Polonya kamuoyunda sık sık partinin lideri Jarosław Kaczyński’nin kuklası olmakla suçlanmaktadır. Szydło Polonya siyasal yapısı içerisinde, Avrupa Birliği karşıtlığı ve muhafazakâr siyasi kimliği ve Roman Katolik öğretilere sıkı bağlılığı ile öne çıkmaktadır.

Jarosław Aleksander Kaczyński

Muhafazakâr Hukuk ve Adalet Partisi ( Prawo i Sprawiedliwość) başkanı ve 2006-2007 yılları arasında görev yapmış olan Polonya eski başbakanı. 1949 yılında Başkent Varşova’da doğmuş olan Kaczyński, Varşova Üniversitesi’nde hukuk eğitimi almış ve yine aynı üniversiteden hukuk doktorası derecesi almıştır. 2010 yılında Rusya’nın Smolensk şehrinde gerçekleşen bir uçak kazasında yaşamını yitiren dönemin Devlet Başkanı Lech Kaczyński’nin ikiz kardeşidir. Sosyalist rejim karşıtı olan Devlet Eski Başkanı Lech Wałęsa’nın danışmanlığını yürütmüştür. Kardeşiyle birlikte 2001 yılında kurdukları muhafazakâr Hukuk ve Adalet Partisi’nin 2003 yılından beri başkanlığını yürütmektedir. Kaczyński, 2010 yılında gerçekleşen Polonya Devlet Başkanlığı seçimlerinde Bronisław Komorowski karşısında seçimleri kaybetmiştir. Kaczyński, günümüzde bir parti lideri ve milletvekilidir. Bunun haricinde devlet yönetiminde bir görev üstlenmemektedir. Bununla birlikte, Polonya’daki en nüfuzlu siyasi lider olarak görülmektedir. Doğrudan görev üstlenmemekle birlikte, Polonya hükümetinin de facto lideri durumundadır. Devlet Başkanı Andrzej Duda ve Başbakan Beata Szydło, sık sık  Kaczyński’nin kuklaları olmakla suçlanmaktadırlar. Günümüz Polonya’sında Avrupa Birliği karşıtlarının ve muhafazakârların de facto lideri konumundadır.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

KAPAT